--------------------------------
>>> TIKLA <<<
---------------------------------
Yüksek Tansiyon (Hipertansiyon) Nedir ? Dikkat Edilmesi Gerekenler …
21 Mart 2009
Hipertansiyon yani yüksek tansiyon kan basıncının normalden yüksek olma durumudur. Yüksek tansiyon çeşitli nedenlere bağlı olarak oluşur ve her zaman hastalık meydana getirmez.
HİPERTANSİYON NEDİR?
(SİNSİ KATİL)
Halk arasında tansiyon yükselmesi hastalığı denilen hipertansiyon kan basıncında meydana gelen yükselme olarak tanımlanır. Bu yükselme sinsi bir katil gibi davranır. Vücutta atardamarlarda, kalpte ve böbreklerde aterosklreoz denilen ve damar yapılanmasında bozulma ile karakterize sorunlara yol açar. Daha da ileri giderek halk arasıda inme dediğimiz çok ciddi beyin rahatsızlığına veya kalp atağına kadar giden büyük problemlere sebep olabilir.Yukarıda tanımlanan sinsi katil benzetmesi belkide hastalıklar içinde en çok hipertansiyona uyar. Çünkü hipertansiyonu olan hastalar yıllarca bu hastalığı fark etmeyebilir. Hipertansiyon yavaş ve sinsice yıllarca belirti vermeden hastanın kalp, böbrek ve diğer damarlarına zarar verebilir. Toplumlarda hipertansiyona maruz kalma sıklığı yaşla beraber artar. Ve ilerleyen yıllarda çoğu kimsede spot olarak yapılan ölçülerde rastlanabilir. Burada tehlikeye maruz kalma süresi, beraberindeki risk faktörleri oldukça önemlidir.
KÜÇÜK TANSİYON VE BÜYÜK TANSİYON NEDİR ?
(SİSTOLİK VE DİYASTOLİK TANSİYON)
Tıp kitaplarında sistolik tansiyon değeri denilen ve halk arasında büyük tansiyon diye adlandırılan tanım kanın kalpten kasılma sırasında vücuda gönderilirken kasılmanın bittiği anda ölçülen kan basıncının değeridir. Tıp kitaplarında diyastolik tansiyon değeri denilen ve halk arasında küçük tansiyon olarak adlandırılan tanım ise kan basıncının kanı kalpten atım sırasında kalbin işini bitirip gevşediği andaki ölçülen kan basıncını ifade eder.
Doktorlar; “Hipertansiyonlu hastalar özellikle üç konuda bilinçlendirilmelidirler. Birincisi, hastada hiçbir şikayet yokken bile kan basıncı yüksek olabilir. İkinci konu ise, hipertansiyonun genellikle ömür boyu bir tedavi gerektirdiğidir. Bu, uygun bir dille hastaya anlatılmalıdır. Aksi halde hasta, birkaç hafta içinde kan basıncının normale düştüğünü görünce, iyileştiği düşüncesiyle ilacını ve rejimini bırakabilmekte, sonuçta yeniden hastalanmaktadır. Diğer bir önemli konu ise, hastaya sevdiği alışkanlıklardan vazgeçmesinin, gelecek yıllarda büyük yarar sağlayacağının anlatılmasıdır.” diyorlar.
Ayrıca; “Sigara içimi de, kan basıncını arttıran bir faktördür. Ayrıca kan basıncı kontrolünü de güçleştirir. Bu nedenle hastaların sigarayı bırakmaları gerekir. Alkol alan hipertansif hastalarda da, alkolün azaltılması kan basmanın kontrolüne yardımcı olur.”" diyorlar.
Doktorlar; “Hipertansiyonlu hastalar özellikle üç konuda bilinçlendirilmelidirler. Birincisi, hastada hiçbir şikayet yokken bile kan basıncı yüksek olabilir. İkinci konu ise, hipertansiyonun genellikle ömür boyu bir tedavi gerektirdiğidir. Bu, uygun bir dille hastaya anlatılmalıdır. Aksi halde hasta, birkaç hafta içinde kan basıncının normale düştüğünü görünce, iyileştiği düşüncesiyle ilacını ve rejimini bırakabilmekte, sonuçta yeniden hastalanmaktadır. Diğer bir önemli konu ise, hastaya sevdiği alışkanlıklardan vazgeçmesinin, gelecek yıllarda büyük yarar sağlayacağının anlatılmasıdır.” diyorlar.
Ayrıca; “Sigara içimi de, kan basıncını arttıran bir faktördür. Ayrıca kan basıncı kontrolünü de güçleştirir. Bu nedenle hastaların sigarayı bırakmaları gerekir. Alkol alan hipertansif hastalarda da, alkolün azaltılması kan basmanın kontrolüne yardımcı olur.”” diyorlar.
Yerel seçimlerde oy kullanırken gerekli belgeler nelerdir? 29 Mart
YSK Başkanı Muammer Aydın, 29 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerde, oy kullanmak için geçerli sayılacak belgeleri sıraladı. Belgelerden birini ibraz edemeyen seçmen oy kullanamayacak.
Seçimlerde TC. Kimlik no’su olan bir nüfus cüzdanı yada belgemi olması gerekiyor ?
Yüksek Seçim Kurulu Başkanı (YSK) Muammer Aydın, 29 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerde, TC Kimlik Numarası taşıyan; nüfus cüzdanı, resmi daireler veya iktisadi devlet teşekküllerince verilen soğuk damgalı kimlik kartı, pasaport, evlilik cüzdanı, sürücü belgesi gibi belgelerle oy kullanılacağını bildirdi.
Aydın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ”29 Mart 2009 Pazar günü yapılacak mahalli idareler ile mahalle muhtarlıkları ve ihtiyar heyetleri seçimlerinde sandık kurullarının görev ve yetkilerini gösterir genelge” ile seçimde uygulanacak işlemler, oy verme şekilleri, şikayet ve itirazlar ile bunların incelenmesi usullerinin belirlendiğini anımsattı.
Seçmenin TC kimlik numarasını taşıyan; nüfus cüzdanı, resmi daireler veya iktisadi devlet teşekküllerince verilen soğuk damgalı kimlik kartı, pasaport, evlenme cüzdanı, sürücü belgesi gibi kimliğini tereddütsüz ortaya koyan resimli, resmi nitelikteki belgelerden biriyle oyunu kullanabileceğini belirten Aydın, bu belgelerden birini ibraz edemeyen seçmenin oy kullanamayacağını ifade etti. Aydın, belediyeler ile köy veya mahalle muhtarlarınca düzenlenip onaylanan kimlik belgelerinin seçmenin kimliğinin tespitinde geçerli olmadığını da bildirdi.
Muammer Aydın, sayılan kimlik belgeleri bulunmayan ceza infaz kurumları ve tutukevindeki taksirli suçlardan hükümlü bulunanlar ile tutuklu seçmenler için cezaevi idaresince verilmiş belgenin, kimlik yerine geçeceğini kaydetti.
Sayılan belgelerden TC Kimlik Numarasını taşımayanlara itibar edilmeyeceğini belirten Aydın, seçmen bilgi kağıdını gösteremeyenlerin, TC Kimlik Numarası taşıyan geçerli kimlik belgeleri ile oylarını kullanabileceklerini ifade etti.
Bu seçimde, yapılan yasal değişikliğin ardından ilk kez parmaklar boyanmayacak.
SeN GeLmEzdiN …

Kendimi Sende Bulmak İsterken……
….vesselam….
Sen gelmezdin …
Yüreğimin Çölünde Beklerdim Seni…
Sen Gelmezdin..Şiirlerim Düşerdi..Dalgın Bakışımdan Gecenin Karanlığına..
Hüzün Rüzgarı Eserken İçime..Ağladığımı Görmezdin..Sen…
Gelmezdin..Darmadağın Olurdu Hislerim..Zamana Esir Düşerdi Umutlarım..
Siyahi Bakışlarının Kanı Bulaşırdı..Yorgun Yüreğime…
Hasret Kokardın Sen..Gurbet Kokardın İçimde..
Işığı Kırılan Ruhumdu..Sütunları Yıkılıverirdi..Sevdamın..
Virane ye Dönerken Duygularım..Yıkıklığında Beklerdim Seni..
ama Sen Gelmezdin…
Ben Kendimi Sendeki Bende Arardım..
Beni Bende Kaybettiğimde..
Gecenin SimSiyah Renginin İçime Süzülüşünde Bulurdum Seni..
Hüzün Damarımın..Çatlayıp ta İçime Kanadığında Anladım Sensizliği…
Gülmeyi Unutmuş Gözlerimin Umarsız Bakışındaydı Hayalin..
Akardı Hüzünlerim…
Kuruyan Damarlarımdan..Yüreğime…
Gelmezdin..
Umutlarım Solardı…Gömülürken Karanlığında Gecenin..
Öylece KalaKalırdı Benliğim..Özlemin Derin Kuyusunda Boğulurdu Sevdam..
Ben Boğulurdum..
Ben… Seni Beklememişim..
Kendimi Beklemişim Aslında…
Kendimi Sende Bulmak İsterken……
….vesselam….
Sen gelmezdin …
Kefir Nedir? Kefirin faydaları,Kefirin yapılışı ve yapısı , Kefirin özellikleri …
Kefir kültüre edilmiş, birçok sağlık unsuru içeren ayran benzeri bir içecektir.
Kefir uzun zamandan beri Kafkasya’da bilinen ve yöre halkı tarafından yapılıp içilen bir süt içeceğidir. Halen Rusya’da tüketilen fermente süt içeceklerinin % 70′ini kefir oluşturmaktadır. Bu ülkede 1981 yılında 1.160.000 ton kefir yapıldığı Almanya, Finlandiya Fransa, İsveç, Çek Cumhuriyeti’nde ticari olarak üretilip satıldığı, belirtilmiştir. Son yıllarda Ülkemizde bazı rahatsızlıkları iyileştirmek amacıyla evlerde kefir yapılmakta ve bu nedenle kefir danesine olan talep her geçen gün artmaktadır.
Kefir ekşi ve ferahlatıcı tadı ile ayrana, yoğurtta bulunan maya ve bakterilerin bağırsak siteminde tutunma özelliği olan ‘probiyotik’ yapıları ile de yoğurda benzemektedir. Kefirde doğal olarak yer alan bakteriler ve mayaların simbiyotik etkileşimi sonucu oluşan yapılar bu içeceğin düzenli tüketilmesi durumunda sağlık açısından faydalar içermektedir. Değerli vitamin ve mineraller ile yüklenmiştir, kolay sindirilebilir proteinler ve doğal antibiyotik özellikler içermektedir.
Kefirde yer alan çok miktardaki yararlı maya ve bakteriler, kültüre edilme işleminden sonra ortamda bulunan laktozun tamamına yakınını yapılarında bulunan laktaz enzimi ile tüketirler. Böylece laktozu tolere edemeyen kişiler bu şekilde kefiri rahatça tüketirler.
Kefir çok farklı sütler ile örneğin inek, keçi, koyun, hindistancevizi, pirinç ya da soya sütleri ile yapılabilir. Yapısal olan mukoz benzeri özelliği, sindirim sisteminde yararlı bakterilerin kolonizasyonunu kolaylaştırır.
Kefir, tanecik (grain) adı verilen jelatinimsi beyaz ya da sarı partiküllerden oluşmaktadır. Bu tanecikli yapı kefiri diğer süt ürünlerinden ayırmaktadır. Bu tanecikler bakteri/maya karışımı kazein (süt proteini) ve kompleks şekerler ile küme halini almaktadır. Bazı taneciklerin fermentasyon işlemleri sonucunda el avucuna sığabilecek büyüklüklere ulaştığı bilinmektedir. Tanecikler yapısında bulunan yararlı organizmalar ile sütü fermente ederek kültüre edilmiş ürüne dönüştürmektedir.
Kefir Danesi Nedir ?
Kefir yapmak üzere süte maya olarak kefir danesi katılır. Kefir danesi beyaz renkte, karnabahar loplarını andırır görünümde ve daneler genellikle bezelye büyüklüğündedir. Fakültemiz Süt Teknolojisi Anabilim Dalı’nda değişik yerlerden getirilen kefir daneleri üzerinde yapılan çalışmalar bunlarda birbirinden farklı mikroorganizmalar bulunabileceğini göstermiştir. Danelerin hepsinde L. lactis , Lb. casei, Lb. bravis bakterileri ile Kluvveromvces lactis veya Kluvverromyces fragilis in mevcut olduğu; bazılarında da L. faecalis, L. cremoris bulunduğu anlaşılmıştır. Bu mikroorganizmaların bir kısmı süt şekerini parçalayıp süt asidi oluşturarak sütü pıhtılaştırırlar. Bazıları proteinleri parçalarlar. Fermantasyon sonunda hoş içimli ayrandan daha kıvamlı kefir ortaya çıkar. İyi bir kefir danesi yapışkan ve yumuşak olmalıdır. Elastiki bir yapı göstermelidir
Yoğurt ve Kefir arasındaki farklar nelerdir?
Her iki üründe kültüre edilmiş süt ürünleridir ama farklı türde faydalı bakteri içermektedirler. Yoğurdun içermiş olduğu bakteriler sindirim sistemini temiz tutarak burada konakçı olan diğer faydalı organizmalar için besin sağlamaktadır. Kefir bu özelliklere artı olarak yoğurdun sahip olmadığı sindirim sistemini kolonize etme özelliğine de sahiptir.
Meraklısına
Kefir yoğurtta bulunmayan birkaç faydalı bakteriyi de içermektedir, Lactobacillus caucasus, Leuconostoc, Acetobacter türleri ve Streptococcus türleri. Aynı zamanda vücut için yıkıcı patojen özellikte olan mayaların gelişimini kontrol altına alan ve elimine eden Saccharomyces kefir ve Torula kefir gibi mayaları da içermektedir. Sindirim siteminde zararlı bakteri ve mayaların bulunduğu ortamda mukoz asta yapı oluşturarak ortamı temizler ve bağırsakların direncini artırır. Bu nedenle vücut gerek Escherichia coli gibi patojenlere gerek bağırsak parazitlerine karşı daha dirençli hale gelir.
Kefirde bulunan bakteri ve mayalar tam olarak parçalanmamış besinlerin sindirimine yardımcı olarak besin kaybını önlemekte, bu sayede kolonu temiz ve sağlıklı tutmaktadır. Kefirin yoğurda kıyasla daha ince tanecikli yapıda olması sindiriminin kolay olmasını sağlamakta bu sayede de gerek bebekler gerek rahatsız yaşlılar ve sindirim bozukluklarına sahip olanlar için kullanımını kolaylaştırmaktadır.
Besin Değeri
Kefir, vücudun temel fonksiyonlarında ve çeşitli faaliyetlerinde kullanılan mineraller ve esansiyel amino asitler bakımından zengindir. Kefirde bulunan proteinler kısmi sindirimi yapılabilen ve bu nedenle vücut tarafından kolay değerlendirilebilir yapılardır. Kefirde bol miktarda bulunan ve esansiyel amino asitlerden bir tanesi olan triptofanın, mineral maddelerden kalsiyum ve magnezyumun sinir sitemi üzerinde rahatlatıcı etkisi olduğu bilinmektedir. Vücudumuzda en çok bulunan ikinci mineral madde olan fosfor, hücre gelişimi ve enerji ihtiyacının karşılanması için karbonhidratların, yağların ve proteinlerin kullanımında kolaylık sağlamaktadır.
Kefir, B12, B1 ve K vitamini bakımdan da zengindir. Bu vitaminlerin yeterli alınması durumunda gerek böbrek, karaciğer ve sinir sistemine gerekse deri rahatsızlıklarına sayısız fayda sağladığı bilinmektedir.
Sağlık açısından Kefir
Kefirin diyetimizde düzenli olarak tüketiminin sayısız faydaları bulunmaktadır. Kolay sindirilebilir olması, bağırsakları temizlemesi, faydalı bakteriler ve mayalar, vitaminler ve mineraller, ve proteinleri içermesi. Kefir dengeleyici bir gıdadır. İçerdiği yapılar ile bağışıklık sisteme yardımcı olduğu, AIDS gibi rahatsızlıkların kötüye gitmesini yavaşlatmak, aşırı yorgunluk sendromuna, herpes ve kansere karşı olumlu etkilerinin olduğu belirtilmektedir. Sinir sistemi üzerine olan sakinleştirici etkisi nedeni ile uyku bozuklukları, depresyon ve hiperaktivite rahatsızlıklarında kullanılmaktadır.
Neden Kefir tüketmeliyim?
Kendi kültürümüzün bir öğesidir
Pahalı olmayan ve evde kolayca yapılabilen bir gıdadır
Dünyanın farklı yerlerinde Kronik Yorgunluk Sendromu, Astım, Deri Rahatsızlıkları ve antibiyotik tedavisinden sonra iç eko-sistemin temizlenmesinde kullanılmaktadır
Çok şeker ve şekerli gıda tüketen çocuklar için faydalıdır
Doğal sakinleştirici ve antibiyotiktir
Hamile kadınlar, hemşireler, yaşlılar için kompleks bir gıdadır
Kefiri evde nasıl yaparım?
Bir kavanoza veya ağzı geniş bir şişeye yaklaşık 2 bardak taze süt konur
Öncelikle kefir taneleri bulunduğu kaptan demir olmayan bir süzgeç vasıtası ile süzülür
Süzgeçte kalan kefir taneleri sütün konduğu kaba aktarılır
Ağzı bir kapı ile sıkı olmayan bir şekilde örtülür
24 saat oda sıcaklığında bekletilir
Kefir taneleri gene demir olmayan bir süzgeç aracılığı ile süzülür
Elde olunan içecek kefirdir
Kefir taneleri eğer tekrar kefir yapılacak ise sütün içerisine yapılmayacak ise kendi kabı içerisine konulur
Kefirin saklanması
Kefirin çok ekşi olmayan tatlıya yakın bir tatta içilmesi isteniyor ise taze olarak bir iki gün içerisinde tüketilmesi önerilir. Kefir ağzı bir kapalı bir kapta hafta hatta aylarca buzdolabında saklanabilir. Özellikle laktozu tolere edemeyen kişilere önerilebilecek olan, buzdolabında saklanan kefir tüketildikçe üzerine taze olanlardan eklenmesi ve bu şekilde tüketilmesidir.
Meraklısına
Dolapta bekleyen kefir sağlık açısından bir olumsuzluk etmeni oluşturmaz. Düşük sıcaklıklarda bile, içerisinde bulunan Acetobakterler tarafından üretilen asetik asit nedeni ile ekşiliğin artmasına neden olur. Hatta bir araştırmada bir yıl boyunca bekletilen kefirin tadının biraz ekşi olduğu ve içerisinde yer alan mayalar nedeni ile alkol miktarını % 4 civarına çıktığı belirtilmiştir.
Kefir yapmaya bir süre ara vereceğim, nasıl saklarım?
Kefir tanelerini bir kaç ay kullanmayacaksanız,
Kefir tanelerini temin ettiğinizde saf su içerisinde küçük bir kapta ya da kurutulmuş halde olacaklardır. Kefiri kullanmayacağınız zaman bir kabın içerisine saf suyu koyarak ve taneleri de içerisine ilave ederek buzdolabında (+4 C) saklayabilirsiniz.
Kefir tanelerini donduracak iseniz,
Kefir tanelerini soğuk saf su ile yıkayın (suyun klorsuz olmasına dikkat edin), temiz ve beyaz bir havlu ile düzgünce üzerindeki nemi bastırmadan uzaklaştırın. Taneleri bir poşet ya da kutu içerisine koyun ve taneleri tamamen kapatacak kadar süt tozu ilave edin ve buzluğa kaldırın. Bu şekilde bir yıla yakın bir süre saklayabilirsiniz.
Kefir tanelerini Kafkasya’da yapıldığı gibi kurutacak iseniz,
Kefir tanelerini soğuk saf su ile yıkayın, temiz ve beyaz bir havlu ile düzgünce üzerindeki nemi bastırmadan uzaklaştırın. Tanecikleri beyaz kağıttan kese içerisine koyup yoğun güneş altına bırakın. Tanecikleri burada sıcaklık, nem ve tanecik boyutuna bağlı olarak bir iki gün içerisinde kuruyacaklardır. Kuruyunca renkleri sarıya dönebilir bu gayet normaldir. Kuruyan taneleri ağzı sıkıca kapatılabilen bir kaba koyup soğuk bir ortam ya da buzdolabında 1- 1.5 yıl civarında saklanabilir.
Saklanan kefir tanelerinin aktivitesini geri kazandırmak için ne yapmalı ?
Farklı nedenler ile kefir taneleri aktivitelerini kaybetmiş olabilirler. Onları tekrar aktive edebilmek için,
Kefir tanelerini dondurmuş iseniz;
Dondurulmuş olan taneleri soğuk su içerisine koyun. Bu şekilde süt tozundan ayrılabilsin. Sonrasında bir kap içerisine tanelerin üzerine 1:3 oranda olacak şekilde süt ilave edin ve 24 saat beklemeye bırakın. Eğer pıhtılaşma istenen düzeyde olmaz ise bu işleme her 24 saatte sütün miktarını her seferde artırarak devam edin. Bu işlem üç-dört gün sürebilir. İstenen aromaya ve yapıya ulaşıldığında kefir taneleri sütü işlemek için hazır demektir.
Kurutmuş iseniz;
Tanecikleri bir kaba alıp üzerine 1:3 olacak şekilde süt ilave edin. 24 saat sonra eski aromaya ulaşmış ise taneler hazırdır. Eğer değil ise, yukarıdaki gibi artan miktarlarda süt ilave ederek bu işleme devam edin. 2-7 arası tazelemeden sonra taneler hazır hale gelecektir.
Önemli not: Kefiri aktive etme aşamasında elde olunan kefiri tüketmeyiniz.
Kefiri nasıl temin edebilirim?
Kefir, Türkiye’de ticari olarak market ve benzeri yerlerde satılmamaktadır (bazı Üniversiteler küçük çapta üretim yapmaktadırlar). Lakin kefir tanelerini kimi Üniversitelerin Ziraat Fakültelerine bağlı olan Süt Ürünleri bölümlerinden temin edebilirsiniz.
GRİBE karşı SOĞANLI Kış ÇORBASI tarifi
Grip hastalığının en güzel ilacı sıcak bir çorbadır … Bu tarifte hem büyüklere hem bebek ve çocuklara göre iki ayrı uygulama yer alıyor.
A, B ve C vitaminleri ile potasyum, magnezyum, kalsiyum, sodyum, iyot, fosfor ve kükürt mineralleri bakımından oldukça zengin olan soğan, gribin kol gezdiği bu kış günlerinde bebeklerimiz ve bizler için tam bir koruma kalkanı…
İşte çok faydalı bir soğan çorbası tarifi …
Bugünlerde çevremizdeki herkes gibi gribe yakalanan çocuklarınız için çok özel bir soğan çorbası tarifi buldum … Tarifin normal şeklinde irmik yerine 3-4 dilim bayat ekmek rendesi kullanılmışt. Fakat bu tarifte bebekleriniz için daha vitaminli olsun diye irmik kullanabilirsiniz… Eğer siz bu çorbayı kendiniz için pişirecekseniz irmik yerine ekmek de kullanabilirsiniz…
Gribe yakalanan tüm miniklerimize ve büyüklerimize çok çok geçmiş olsun….
MİNİKLERİMİZ İÇİN SOĞAN ÇORBASI
Malzemeler:
4-5 orta boy soğan
25 gr tereyağı
4 su bardağı et suyu
3-4 dilim ekmek ( veya 2 çorba kaşığı irmik )
Tuz ( 1 yaşından büyük bebekler için )
Karabiber
Hazırlanışı:
-Soğanları soyup ince ince doğrayın.
-Tereyağını tencerede eritip soğanları pembeleştirin.
-Et suyu ve irmiği ilave edip 15 dakika kaynatın.
-Tuz ve karabiber ekleyip karıştırın ve 5 dakika sonra ocaktan alın.
-İşte şifa dolu çorbamız hazır….
ÖNERİ
Sonbaharla birlikte çorbalarınıza ve yakışan yemeklere 1 diş sarımsak eklemeye özen gösterin. Vücudun direncini artırır.
Hangi 15 bitkiyi çokça tüketmeliyiz - Şifalı Mucizevi Bitkiler
Bu bitkiler, kalp krizi riskine, enfeksiyonlara, gribe, alerjiye daha birçok hastalığa iyi geliyorlar. İşte 15 mucizevi bitki…
Adaçayı , Ceviz , Ihlamur , Hindiba , Karabaş otu , Kereviz ,Kuşburnu ,Maydanoz ve diğerleri …
ADAÇAYI: Kalp krizi riskini azaltır. Aşırı terlemeye neden olan hastalıkları giderir. Kramp, omurilik rahatsızlığı, beze ve sinirsel titremelerde mucize etkileri vardır. Böcek sokmalarına karşı ısırılan bölgeye adaçayı yaptığını toz olarak uygulamanız önerilir.
CEVİZ: Damar koruyucu, ishal kesici, cildi temizleyici, siğil giderici, mantar hastalıklarında etkili, tümör engelleyici ve bağışıklık sistemini koruyucu özellikleri bulunmaktadır. Ceviz kanın pıhtılaşmasını önler, kan dolaşımını düzenler& Karaciğer için de çok faydalıdır.
IHLAMUR: Gribal enfeksiyonların yanı sıra güzellik ve ciltteki lekelere karşı da mucize etkileri vardır. Cilt lekeleri için iyice kaynatılıp, leke olan kısma sürülmesi öneriliyor. Bunun yanında strese karşı da ıhlamuru mutfağınızdan eksik etmeyin…
HİNDİBA: Safra kesesi ve karaciğer hastalıklarında mucizeler yaratır. Kronik karaciğer iltihaplanmalarına karşı tedavi edici özelliği vardır. Şeker hastalığına da iyi gelmektedir. Bunun yanı sıra deri kaşıntıları ve sivilcelere karşı da şaşırtıcı derecede etkilidir.
KARABAŞ OTU: Ağrıları dindirir, kalbe kuvvet verir& Özellikle sigara kullananlar için belirtelim, balgam sökücü özelliği vardır. Uyuşukluk gideren bu bitki zindelik kaynağıdır. Sara ve beyin hastalıklarının tedavisinde de kullanılır.
KEREVİZ: Huysuz ve asabi biri misiniz? Kereviz tüketin. Sakinleştirici özelliği var. Böbrek için çok yararlı, kanı temizliyor, kilo almayı önlüyor ve cinsel gücü artırıyor.
KUŞBURNU: Hangi vitamini ararsanız var. Grip ve soğuk algınlığı için bire bir. Kabızlık için de çare… Yorgunluk ve halsizlik için öneriliyor. Kan yapıcı ve tansiyon düzenleyici özelliği ile mutfaktan eksik edilmemeli.
MAYDANOZ: Bir tutam maydanoz vücudun günlük C vitamini ihtiyacının tamamını karşılıyor. Toksinleri vücuttan atıyor, kanı temizliyor, kansızlığa, böbrek ve karaciğer rahatsızlıklarına iyi geliyor…
MEYAN KÖKÜ: Balgam söktürücü özelliği olan bu bitki mide ülseri tedavisinde kullanılır. Böbreküstü bezlerini çalıştırdığı gibi kramp girmelerinde de çözücü etkisi vardır. Ayrıca iyi bir kabızlık gidericidir.
NAR: Narda bol miktarda antioksidan, C vitamini, demir ve potasyum var. Bir bardak nar suyunun antioksidan özelliği, iki kadeh kırmızı şarap ve 10 bardak yeşil çay ile aynı seviyede. Üstelik, bu özellikleri sayesinde kalbi ilaç gibi koruyor.
SEMİZ OTU: Uzmanlar, Parkinson tedavisinde hastalarına mutlaka semiz otu salatası yemelerini öneriyor. Zihin yorgunluğu, sinirlilik ve uykusuzluğa iyi gelir. Kanı temizleyici özelliği vardır…
PELİN OTU: Mideniz ile sorun yaşıyorsanız, gastrit derdiniz varsa pelin otu birebir… Bu bitki sindirim zor besinlerin hazmını kolaylaştırıyor. Tonik etkisiyle de kan dolaşımını artırarak, vücuda zindelik veriyor. Bir önemli özelliği ise vücuda sürüldüğünde haşereleri uzaklaştırması…
SOĞAN: Mümkün olduğu kadar çiğ tüketin. Zira çiğ tüketildiğinde mideyi güçlendirir, sindirim sistemini uyarır, idrarı arttırır. Grip, nezle, gırtlak iltihabı ve öksürüğü önleyici olarak kullanılır.
ZERDEÇAL: Zerdeçal en etkin ve en yaygın kullanılan antioksidanlardan biridir. üst solunum yolu enfeksiyonu, astım, bronşit ve sinüzit tedavisinde kullanılır. Kansere karşı etkilidir. Beyni güçlü tutarak, alzheimerı önler.
ZEYTİN: Özellikle zeytinin yağı mucize kaynağı olarak görülür. Vücudun ihtiyaç duyduğu omega 6 yağ asidine sahiptir. Hücre yenileyici özelliği ile cildi besleyip, güçlendirir… Zeytin ve zeytinyağı asla mutfaktan eksik edilmemeli, bolca tüketilmeli.
Gebelik Öncesi Genetik Tanı Nedir? Hamilelik Öncesi Genetik Tanı Nasıl Yapılır? PGT (PREİMPLANTASYON GENETİK TANI)
17 Mart 2009
Sağlıksız Bebek Riski Ortadan Kalkıyor…
Ailesinde ‘kalıtsal hastalık’ olan çiftlerin özürlü çocuk dünyaya getirmelerini önlemek için PGD testi (Preimplantasyon Genetik Tanı) uygulanıyor. Yani ana rahmine aktarılmadan önce, ciddi genetik bozukluklar olan embriyolar ayıklanıyor. Bunun getirisi ’sağlıklı bebek’ garantisi.
Ailesinde kalıtsal hastalık bulunan çiftlerin en önemli sorunu, özürlü bir çocuk dünyaya getirmektir.
Ancak son yıllardaki gelişmeler, kalıtsal hastalıkların moleküler düzeyde tanımlanmasına olanak sağladı. Toplam 6 aşamalı olarak yapılan PGD testi sayesinde, sağlıklı hücreler tüp bebek yöntemiyle anne rahmine aktarılıyor. Böylece özürlü çocuk doğurma riski ortadan kaldırılmış oluyor.
Alman Hastanesi Tüp Bebek Merkezi Sorumlusu Prof.Dr.Mustafa Bahçeci, ‘Preimplantasyon Genetik Tanı’ (Preimplantation genetic Diagnosis) adı verilen yöntemin, kalıtsal risk taşıyan gebeliklerde önemli bilgiler sağladığını belirtiyor. Çünkü bu test sayesinde hücre düzeyinde yapılan araştırmada taşıyıcılık ve hastalık riski erken dönemde teşhis ediliyor. Bu testin geliştirilmesinden önce tanı amacıyla ‘amniyosentez’ ve ‘biyopsi’ uygulanıyordu. Hala da uygulanıyor. Amniyosentezde, l6 haftalıkken bebeğin anne rahminde yüzdüğü sıvıdan az miktarda sıvı örneği alınarak kromozonal tanı yapılıyor.
Biyopsi uygulamasında ise, bebek 10-12 hafta civarındayken bebeğin plasentasından parça almarak inceleniyor. Prof.Dr.Mustafa Bahçeci, her iki yöntemin de ciddi bir komplikasyonu olmadığını ifade ederken, amniyosentez yönteminde binde 5 oranında düşük riski ile karşı karşıya kalındığını belirtiyor. Ancak bunun genetik hastalık riskiyle kıyaslandığında önemsiz bir oran olduğuna dikkati çekiyor. Testlerin sonuçları olumsuz çıktığında gebeliğin sonlandınlıp sonlandınlmayacağı tartışma konusu oluyor. Prof.Bahçeci, bazı ailelerin bebeklerinde ‘Down Sendromu’ olsa da gebeliğin sonlandırılmasına karşı çıkarak bebeklerinin dünyaya gelmesini istediklerini belirtiyor ve şunları söylüyor:
‘Testin sonucu için 18 veya 19-haftayı beklemek gerekiyor. Bu döneme gelince de gebeliğin sonlanması konusunda görüşler ortaya çıkıyor. Aileye de stres yaratıyor. Bunun alternatifi PGD testidir. Bu testle henüz embryo aşamasında bebeğin taşıyacağı hastalıklan gözönüne alabilmek mümkün olur. Anne ve babanın taşıyacağı hastalıklar, ailesel riskler var-dır. Bunlar değerlendirilir. Çünkü bazı kalıtsal hastalıklardaki genlerin kodu bilinmektedir. Bu kodlar bulunarak hastalığın teşhisi konur, aileye bil-gi verilir. Bazı kalıtsal hastalıklarda bebeğin cinsiyeti, taşıyıcı ve hasta olup olmamasını belirler. Örneğin annede hemofili hastalığı varsa, kız çocuğu dünyaya getirdiğinde bebek sağlıklı olur. Eğer erkek olursa hastalık riski taşıyacaktır.”
îlk başanlı PGD testi Kistik fibroz ve Tay Sachs hastalıları için yapılmış. 1995′den sonra ise bağlantıları tanımlanmış pek çok hastalık için PGD yapılmış.
Ancak günümüzde bu testin kimlere uygulanıp kimlere uygulanmayacağı konusunda da bazı tartışmalar var. Prof.Bahçeci, testin öncelikli olarak sağlıklı anne ve babalann çocuğuna uygulanmadığını belirtiyor. Çünkü bazı çiftler ailelerinde ve yakın geçmişlerinde kalıtsal bir hastalığı bulunan birey olmasa dahi ‘garantili bebek’ dünyaya getirmek için bu yöntemden yararlanmak istiyor. Prof.Bahçeci bu noktaya değinirken, ‘Bu bir keyfiyet değil, garantili bebek diye bir şey yok. Testin uygun çiftlere yapılması hekimlik etiğine uygundur. 35 yaşından sonra Down Sendrom’lu çocuk dünyaya getirme riski artıyor. Her 35 yaşını geçmiş anneye bu testin uygulanması doğru değil. PGD testi, Down testi değil’ diyor.
Yöntemin uygulanmasında IVF tekniği (yardımla üreme tekniği) uygulanması gerekiyor. Bu yöntemde babadan alınan sperm hücresi, laboratuvar koşullarında annenin yumurta hücresi ile dölleniyor. Daha sonra embryolar üzerinde genetik test uygulaması gerçekleştiriliyor. Prof.Bah-çeci, IVF yaparak hastanın şansını artırdıklarını ve daha sağlıklı bir şekilde embryo elde ettiklerini ifade ediyor ve ekliyor: ‘Bu yöntemi hastalara kısırlık somnundan dolayı önermiyoruz. Bazen ileri yaşlarda, sık düşük yapanlarda, 3-5 uygulama yapılmasına karşın gebe kalamamış hastalarda kullanıyoruz. Yöntemi kullanmamız için, çiftlerden birinin veya ikisinin herhangi bir genetik hastalıkla etkilenmesi, en azından taşıyıcı olması lazım. Çünkü yüzde 25-50 oranında çocuklarına nakletme oranı var’ şeklin-de konuşuyor. Kalıtsal hastalığın genetik kodunun gebelikten önce tanımlanması gerekiyor
Pgd testi nasıl yapılıyor?
1. Üreme sağlığı uzmanı, genetik danışman ve ilgili hastalığın doktoru tarafından hastanın PGD için uygun olup olmadığı değerlendiriliyor. Hasta veya taşıyıcı bireylerden alınan kanda genetik bozukluğu teyid ediliyor.
2. Kişi tüp bebek işlemine hazırlanıyor
3. Anneden alınan yumurta babadan alınan sperm ile laboratuvar şartlarmda dölleniyor
4. Embriyologlar tarafından biyopsi yapılarak, döllenen yumurtadan 1-2 adet blastomer hücresi çıkarılıyor.
5. Biyopsi ile alınan hücrelerin, moleküler genetik tanı laboratuvarında genetik kodlan çözülüyor. Ve aranılan hastalık açısından tanılar konuluyor.
6. Aranılan hastalığı taşımayan embriyolar ana rahmine aktarılıyor.
Genetikte tartışmalar sürüyor
Genetik konusunda araştırmalar tüm hızıyla sürerken, bu alanda geliştirilen testlerin hangi hastalara uygulanacağı konusunda da tüm noktalar netleşmiş değil. Alman Hastanesi Mo-leküler Genetik Bölümü Sorumlusu Doç.Dr.Ender Altıok, öncelikle genetik hastalıklardan bahsetme zorunluluğunu duyuyor. Buna göre genetik hastalıklar 3′e ayrılıyor;
1- Cinseyete bağlı yani anneden gelen ( x kromozoma bağlı) hastalıklar. Çocukta anne ve babadan gelen birer gen olduğu düşünülecek olursa, birinde bozukluk olduğunda hastalık ortaya çıkıyor.
2- Dominant genetik hastalıklar var. Sadece anne veya babadan hastalık taşıyan genin gelmesi, hastalığın ortaya çıkmasına yetiyor.
3- Çekinik genler var. Sadece anne ve babadan bir gen gelmesi bebeği taşıyıcı yapıyor, her ikisinden gelirse taşıyıcılık ve hastalık oranı artınyor. Teorik olarak 10 embryoda, hastalığın tipine göre yüzde 25′i veya yarısı hastalık taşıyıcı olacaktır. Yüzde 25-50’si normal olacaktır. Bu nedenle anneye taşıyıcı veya hastalık riski taşıyan embryolar ayıklandıktan sonra 2-3 embryo transferi yapılıyor. Ama gerçekte böyle olmayabiliyor. PGD testinin uygulanması hakkında bilgi veren Doç.Dr.Ender Altıok, şunları anlatıyor:
‘Bir embryoda ortalama 8 hücre vardır, bunlardan bir veya 2 hücre alınıyor, bir hücredeki bir gene bakılıyor. Kullanılan tekniğin çok ilerlemiş olması gerekiyor. Moleküler genetik tekniklerin en ucunda bir gelişmişlik seviyesine ulaşmak lazım. Her uzmanın bu testi yapabileceğine dair bir kural yok. PGD testi üst uzmanlık gerektiriyor. Örneğin bir kan testi yaparken, bir iki mililitre kanda milyonlarca hücre var, hastalığı birinde saptayamazsanız öbüründe saptarsanız. Tek bir hücrede ise tek bir gen var. Burada dikkatli olmak gerekiyor. Daha sonra bunu hastaya aktaracaksınız, sorumluluğu sizin olacak.”
Sadece 10.000 gen tamamlanmış
Altıok’a göre kalıtsal hastalıklann önemli bir kısmına neden olan genler bilinmiyor. 300-400 kalıtsal hastalık biliniyor, ama hepsinin genleri bilinmiyor. Bugün diyelim ki osteopetroz hastalığında (mermer kemik) hastanın bir yerine dokunsanız kemikleri kırılıveriyor. Bu hastalığın geni bilinmiyor. Insan genom projesi çerçevesinde birçok gen klonlanmış, osteopetroz da tanımlanmayı bekliyor. Onun dışında toplumda çok yaygın olarak görülse de ‘polikistik böbrek hastalığı’nm da genleri bilinmiyor. Genler bilinmediği için neyi saptayıp, neye yönelik girişim yapılacağı bilinemiyor.
Buna karşın Talasemi, hemofili, kistik fibroz, ailesel Akdeniz ateşi, fenülketonüri, Frajil-X gibi hastalıklann genleri deşifre edilmiş, bozuklukların gen kodlarının neresinde olduğu biliniyor.
PGD testini uygulayabilmek için yapılması gerekenler var. Yurtdışında genetik şifrelerin kayıtlı olduğu birkaç büyük bilgi bankası bulunuyor. Internet yoluyla bu bilgi bankalarına giriliyor. Aranan genin şifresi, araştırmayı yapan genetik uzmanı tarafından bilgisayara aktarılıyor. Ardından gen dizisinde hangi bölgelerin mutasyona uğrama şansının olduğuna bakılıyor. Hastada hangi probun (bir tür çubuk) kullanılacağı belirlenip yurtdışından istenebiliyor.
Çiftler açısından PGD testi bir obsiyon olarak değerlendiriliyor. Önlerinde birkaç seçenek var. Birincisi hiç çocuk yapmamak, ikincisi amniyosentez testi, üçüncüsü ise özür saptanan çocuğun aldınlması. PGD testi bunların dışında yapılıyor. Doç.Dr.Ender Altıok’a göre, Batıda PGD testinin yaygınlaşmasmın ahlaki ve dini nedenleri bulunuyor. Çünkü çiftler bebeklerini aldırmak istemiyor. Testin uygulanabileceği hasta grupları ise zaten belirlenmiş dummda. Bu hastalar 2 grupta değerlendiriliyor. Üreme sorunu bulunanlar ve tekrarlayan düşükler nedeniyle hamile kalamayanlar. Dr.Altıok, bu testle kromozomları normal olan kişilerin belirle-nebildiğini anlatıyor. Ailesinde kalıtsal hastalık bulunan ve bu hastalıklan çocuklarına geçirme riski bulunanlara test yapılıyor.
Yapılan araştırmalar, bazı kanser türlerinde kalıtsal geçiş riski bulunduğunu ortaya koyuyor. Dr.Altıok, meme kanserlerinin bir kısmı, kalın bağırsak ve tiroid kanserlerinde kalıtsal geçiş bulunduğunu kaydediyor. Bu risk erken yaşta ortaya çıkan kanserlerde de var.
Örneğin toplumda sık görülen kan-ser türlerinden biri olan meme kanseriyor ve aileyi en azından bu kanserin kalıtsal geçen formundan kurtarmak mümkün olabiliyor. Dünyada bunun uygulandığı birkaç örnek var. Dünya-da PGD testini uygulayan 40-50 merkez bulunuyor. Ama moleküler genetik uygulaması yapan merkezlerin sayısı daha az.
Kimlere uygulanıyor
• Üreme sorunu olanlar ve ileri yaşlarda, sık düşük yapanlara
• Herhangi bir kalıtsal hastalık taşıyan çiftlere (çiftlerden birinde veya ikisinde taşıyıcılık varsa;yüzde 25-50 oranında çocuklanna nakletme durumu var.)
• Türkiye’de çok görülen kalıtsal hastalıklardan;
kistik fibroz, Beta Kalasemi, Ailesel Akdeniz Ateşi, fenilketonüri, Hemofili hastalığı olanlara. • Ayrıca bazı meme kanserieri, kalın bağırsak ve tiroid kanserleri de kalıtsal; bu hastalıklan taşıyanlara da uygulanıyor.